Free songs

ÖTEKİ KADIN (The Other Woman, 2014)

Haz 9 • Arka Pencere, Kritikler • 199413 Görüntülenme • ÖTEKİ KADIN (The Other Woman, 2014) için 4.243 yorum

 

the-other-woman-2014-02John Cassavetes ve Gena Rowlands’ın ‘yaratıcılık mirası’ konusunda cimri davrandıklarını anlamamız için bugüne kadar yönetmenliğini yaptığı yedi filme bakmanın yeterli olacağı Nick Cassavetes, vasat kariyerinin son halkası The Other Woman ile salonlarımıza konuk oluyor. Ana hatlarını kötü karakterli bir erkeğe karşı güç birliği yapan kadınlar ve kadın dayanışması üzerinden kuran filmin Cassavetes’ten daha kötü iş çıkaran bir senaristi var neyse ki. Bu seferliğine onu ‘sen bir kenara çekil’ diyerek ‘göreceli olarak’ eleştirilerimizden sıyırabiliriz.

Konusunu ‘eşi ve iki adet metresinin bir araya gelip bir adamı madara etmesi’ olarak özetleyebileceğimiz The Other Woman, daha önce görmediğimiz hiç bir karakter barındırmıyor. Eşi dünyadan bir haber ve bir tesadüf doğrultusunda durumdan haberdar olan sadık kadın, ilk metresi seksi özgürce yaşadığı uzun yıllardan sonra artık beyaz atlı prensini bulmaya odaklanan şık bir New York sakini, ikinci metresi ise ‘güzelliği bikiniyi vücudunda taşımasından’ gelen bir meta olarak kurguluyor.

Bahsettiğimiz tesadüften sonra, hayatını kocasının mutluluğuna adamış sadık eş Kate (Leslie Mann) pek de küçük çapta diyemeyeceğimiz bir ‘şimdi ne olacak?’ sorunsalında buluyor kendini. İlk başlarda -doğal olarak- çok sağlıksız görünen ‘kendini ilk mertes Carly (Cameron Diaz) ile sohbet ederek rahatlatma hali’, onun da olanlardan haberinin olmamasını öğrenmesiyle sağlam bir dostluğa evriliyor. E bu durumda bizim de ‘metres’ kelimesinden vazgeçmemiz gerekiyor haliyle. Bu iki kadının birbirine zıt karakterleri üzerinden ilerleyerek hiç de fena olmayan bir başlangıç yapan film, Kate’in abartılı tepkileri, bu tepkilere olabildiğine soğukkanlı yaklaşmaya çalışan Carly’nin durum kontrol yeteneği sayesinde iki karakterini de bize sevdirmeyi başarıyor. Kimi zaman ergenleşen kimi zaman ilişkiler hakkında doğru tespitler yaparak paylaştıkları aynı aşk acısını hafifletmeyi başarabileceklerini düşündüğümüz bu ikiliye eklenen üçüncü kadın ise filmin önce düşüşe, sonra çakılışa gidişinin başlangıcı oluyor.

Mesele, bir pazarlama stratejisi olarak bikinisi ile ağır çekimde koşan Kate Upton’ın oyunculuğu ya da oynamaya çalıştığı Amber karakterinin boşluğu değil. Mesele, Amber hikayeye dahil olduktan ve ‘üç kişilik bir aldatılanlar takımı’ kurulduktan sonra kocaman kadınların içinde bulundukları duruma karşı verdikleri tepkilerin çocuklaşmasında yatıyor. Bahsettiğimiz bu sert değişim 21 yaşındaki Kate Upton’ın 41’er yaşındaki rol arkadaşlarının yaş ortalamasını düşürmesiyle açıklanamaz tabi ki. Sağlam diyebileceğimiz feminist bir alt metin barındıran ilk yarının ‘üç kız bir araya gelmiş, eğleniyor’ kıvamına dönüşmesi, ilk uzun metraj senaryosunu yazan Melissa Stack’ın tercihlerinden kaynaklanıyor. İçkiye müshil katmak, tüy dökücü kremi şampuana boşaltmak, kadınsal hormanları ayağa kaldıran ilaçları oyuna dahil etmek, grup sekse travesti davet etmek ve bunların sonuçlarına odaklanan ‘tuvalet mizahı’ anlık gülümsemelere neden olsa da filmin değerini düşürüyor. Bu da yetmezmiş gibi bir köpek üzerinden yapılan dışkı ve haya şakaları var ki üzerine konuşmak bile abesle iştigal.

Her zaman korkusuz ve ilham verici bir fiziksel komedi ikonu olmayı başarabilmiş Cameron Diaz’dan da artık geçtiğini hissettiren oyunculuklarda Leslie Mann’ın kalburüstü performansı ön plana çıkıyor. Knocked Up ve This is 40 başta olmak üzere, kendisinin yeteneklerini en iyi bilen kocası Judd Apatow komedilerinin baştacı olan bu kadın, daha önceki rollerinin yeniden inşasında zorlanmıyor. Yerden yere atlaması, sürekli ağlaması ve dayanılması pek kolay olmayan ses tonuna rağmen ‘sinir krizinin eşiğindeki kadın’ tanımını görsele dökmeyi başaran Leslie Mann’ın tek sorunu ‘tuvaletin kapısını kapamadan çişini yapmaya devam etme’ sahnesini fazlaca tekrarlamak olacak. Ey senaristler…Öncüllere böyle gönderme olmaz, Leslie’nin kapıyı kapamasına izin verin!

5 üzerinden 2